İşyerlerinde Milliyetçilikle Mücadele

Milliyetçilik, kendimizi bir ulusun eşit ve özgür bireyleri olarak tanımlamamıza ve bu nedenle çıkarlarımızı kendimizi içinde tanımladığımız ulustan patronlarla ortakmış gibi görmemize, farklı uluslardan işçilerle düşmanlaşmamıza yol açar. Ancak bize ulusal çıkarlar diye sunulanların altında yatanları sorguladığımızda, meselelerin temelde zenginlerin ve siyasetçilerin çıkarlarından ibaret olduğunu görürüz. Farklı sorunlarımız olsa da, dünya genelindeki işçiler, patronlar karşısında ortak çıkarlara sahiptir ve kapitalizmi ortadan kaldırmak için her ulustan işçinin dayanışma içinde olması gerekir.

İşyerlerinde, birçok zaman farklı uluslardan veya farklı inançlardan işçiler olarak birlikte çalışırız. Özellikle mücadeleye başladığımızda, patronlar bu farklılıkları kullanarak birliğimizi bozmak isterler. Bu tür durumlara izin verirsek, mücadelemiz zarar görecektir. Bu nedenle işyerlerinde örgütlenme sürecinden başlayarak milliyetçilikle mücadele etmek, iş arkadaşlarımızın milliyetçi düşüncelerine karşı argümanlar geliştirmek ve her zaman gerçek düşmanın patronlar olduğunu hatırlatmak önemlidir. Ayrıca ulusal kimlik veya inanç nedeniyle ayrımcılığa uğrayan iş arkadaşlarımıza dayanışma göstermek, işyerlerindeki en önemli görevlerimizden biridir.

Özellikle savaş ve çatışma dönemlerinde ya da günümüzde olduğu gibi yoğun göç dalgalarının yaşandığı dönemlerde enternasyonalist pozisyonumuzu açıktan dillendirmek hiçbir işe yaramayabilir. Tersine bu tutum nedeniyle işyerinde sivrilebilir, izole edilebilir veya daha ciddi sorunlar yaşayabiliriz. Böylesi anlarda duruma uygun taktikler belirleyerek, düşüncelerimizi en fazla güvendiğimiz kişilerden, örgütlenmemizin ilk halkasında olanlardan başlayarak dikkatli biçimde yayabiliriz. İşyerimizde oluşturacağımız birliğimizdeki iş arkadaşlarımızla her konuda aynı fikirde olmasak da onların –diğer ayrımcılıklar gibi- milliyetçi, yabancı düşmanı tutumlara sahip olmaması, varsa da böyle tutumlardan vazgeçmeye ikna olması gerekir. Önümüze koymamız gereken hedeflerin başında, bizi gerçeklikten kopartan, çalışırken ve yaşamlarımızın diğer anlarındaki davranışlarımızı bozan ve mücadelemizin yönünü saptıran, icat edilmiş gelenekleri, boş mitleri ve hayali cemaatleri terk etmek, iş arkadaşlarımıza da terk ettirmek gelmelidir. Nihayetinde hedefimiz işyerlerinde işçiler arasında milliyetçi fikirlerin tümüyle ortadan kalkmasıdır. Bu birçok zaman mümkün olmaz. Ancak duruma göre bu tutumların köreltilmesi, milliyetçi pozisyona sahip olanların bunu açıkça dillendiremeyeceği bir atmosfer yaratılması veya radikal milliyetçi kişilerin izole edilmesi gibi yöntemlere başvurabiliriz.

Toplumun farklı kesimlerinde ve özellikle işçiler arasında milliyetçi düşüncelerin varlığı, mevcut düzenin temelini oluşturur. Milliyetçilik işçilerin egemen sınıflarla özdeşleşmesini, çıkarlarını bir görmesini sağladığı için bu düzenin temel yapı taşlarından birisidir. Öte yandan bizim gerek lokal işyeri mücadelelerinde, gerekse de daha genel mücadelelere girişmemizi sağlayacak birlik duygumuzu zedeler. Bu yüzden patronlar ve devletler her zaman milliyetçiliği körükler. Normal zamanlarda bu etkiyi azaltmak zor olsa da, elimizden geleni yapmalıyız. Ancak mücadeleye giriştikleri anlarda işçiler kendi ulusundan patronuyla ve devletle karşı karşıya geldiğinde gerçek düşmanın kim olduğunu daha net biçimde görmeye başlarlar. Bu tür anlarda milliyetçi önyargılar daha hızlı şekilde ortadan kalkabilir. Fakat önyargıların en yüksek olduğu zamanlarda da, milliyetçilik zehrine karşı savaşmanın, onu ayakta tutan ideolojik ve duygusal temelleri yok etmenin, işyerlerindeki birliğimizin olmazsa olmaz şartı ve mücadelemizin en önemli ayaklarından biri olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.