Geçtiğimiz günlerde ODTÜ Uluslararası Bahar Şenliği ve Devrim Yürüyüşü’nde alışık olduğumuz bir manzarayla karşılaştık. Bir grup milliyetçi unsurun, statüko kutsallığının arkasına saklanarak provokasyonda bulunduğunu ve sol görüşlü topluluklar tarafından alandan uzaklaştırıldığını gördük. Bu olayın ardından, ertesi gün milliyetçi güruh kendi ritüel ve gösterilerini sergilediği bir şov düzenledi.
İktidarın gücünü arkasına alan ihbarcı şahsiyetler daha sonrasında sosyal medya mecralarında güç gösterilerine girişmiş, sol görüşlü insanların evlerine baskınlar düzenlenmiştir. İşçilerin fiili grev ve eylemlerinin yükseldiği; madencilerin Ankara’da direnerek sınıf dayanışmasıyla zafere ulaştığı, 1 Mayıs’ta Taksim’e dönük kitlesel ve militan bir iradenin ortaya çıktığı bir dönemde, bu provokasyon aracılığıyla gündem değiştirilmiş ve iktidarın değirmenine su taşınmıştır. Böylece milliyetçiliğin, egemenlerin işçi sınıfını bölmesinin, kendi güçlerini tahkim etmesinin ve toplumu kontrol altında tutmasının bir aracı olduğu bir kez daha görülmüştür.
Kışkırtılan, devlet destekli milliyetçi histeri karşısında, sözde muhalif, düzen içi sol tarafından milliyetçiliğin sahiplenilmeye çalışılması da bu sürecin bir parçasıdır. Tüm bunlar, milliyetçiliğin bir devlet ve tahakküm ideolojisi olduğunu yeniden gözler önüne sermiştir. Bizler çok iyi biliyoruz ki milliyetçilik, işçilerin egemen sınıflarla özdeşleşmesini ve kendi çıkarlarını onların çıkarlarıyla bir görmesini sağlamaktadır. Toplumun farklı kesimlerinde ve özellikle işçiler arasında milliyetçi düşüncelerin varlığı, mevcut düzenin yeniden üretilmesinde temel bir rol oynamaktadır. Bu nedenle bizler, milliyetçiliğe karşı sınıf dayanışması temelinde mücadele etmeyi temel görevlerimizden biri olarak görüyor, işçi enternasyonalizminden ödün vermiyor ve kışkırtılan milliyetçi histeriyi tamamen reddediyoruz.
Yaşasın İşçi Enternasyonalizmi!
Sınırsız, Sınıfsız, Özgür Bir Dünya!
No Pasaran!
Otonom İşçi Birlikleri


