1 Mayıs’ta Taksim İçin Birleşik Mücadele Çağrısı

Sömürünün derinleştiği, yoksulluğun arttığı, ekolojik yıkımın büyüdüğü ve kapitalist güçler arasındaki rekabetin sonucu olan savaşların kontrolden çıkarak giderek daha tehlikeli bir noktaya ulaşma riskinin arttığı bir dönemden geçiyoruz. Bu tablo, mevcut düzenin insanlığa daha fazla sömürü, yıkım ve belirsizlikten başka bir gelecek sunmadığını açıkça ortaya koyuyor. Bu gidişata dur demek ve tersine çevirmek için, dünyanın her yerinde olduğu gibi yaşadığımız coğrafyada da kitlesel, politik ve militan bir sınıf hareketi yaratma gerekliliği her zamankinden daha yakıcıdır.

Böylesi bir toplumsal gücü yaratmanın nesnel koşulları mevcuttur. Son yıllarda artan fiili grevler ve diğer işyeri eylemleri, gençlik hareketinin yeniden canlanması, kadın ve LGBTİ+ hareketlerinin sürekliliği, toplumsal dinamiklerin canlılığını göstermektedir. Ancak bu dağınık dinamikleri birleştirecek, süreklilik kazandıracak ve ortak bir hatta yöneltecek birleşik, devrimci bir sınıf odağının eksikliği açık bir sorun olarak ortada durmaktadır.

Bu koşullarda, özellikle İstanbul’da gerçekleşecek 2026 1 Mayıs’ı ve Taksim hedefi, işçi sınıfı mücadelesi açısından özel bir önem taşımaktadır. Bu süreci yalnızca mevcut sendikal yapıların alacağı kararlara bırakmak yerine, bugünden başlayarak işyerlerinde, mahallelerde ve üniversitelerde tartışmaları büyütmek, farklı mücadele dinamiklerini yan yana getirmek ve ortak bir irade oluşturmak gerekmektedir.

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB kitlesel güçlerini önemli ölçüde yitirmiş olsalar da hâlâ geniş kesimler üzerinde belirli bir etkiye sahiptir. Ancak önceki yıllarda bu yapıların kararlarını çoğu zaman son anda açıklaması ve tartışma süreçlerini fiilen sınırlaması, geniş kesimlerin istemeden de olsa bu oldu bittiyle hareket etmesine yol açmaktadır. Geniş kitlelerin güvenerek yönelebileceği alternatif bir odağın henüz yeterince güçlü olmaması, Taksim’e yönelik girişimlerin küçük ve sınırlı kalmasına neden olmaktadır. Bu durum, mevcut hegemonik etkiyi kırmanın ve devrimci, mücadeleci bir sınıf odağı inşa etmenin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.

Dolayısıyla, bu yapıların ve çevrelerinde kümelenmiş düzen solunun ne karar alacağını beklemek yerine, işçi sınıfının devrimci ve mücadeleci kesimlerinin bugünden yan yana gelmesi ve tartışmaları başlatması gerekmektedir. Hedef son ana sıkışmış, dar grupçu hesaplara dayanan bir yönelim değil, önceden örgütlenmiş, kitlesel ve militan bir 1 Mayıs olmalıdır. İstanbul 1 Mayıs’ını ve Taksim hedefini bu perspektifle ele almalıyız.

İstanbul’da Taksim’e yönelik kitlesel bir yönelişin koşulları bu yıl da mevcuttur. Sendikalara ve düzen içi solun sınırlarına rağmen, bu ancak önceden planlanmış, kitlesel ve militan bir çıkışla mümkündür. Bu çerçevede 1 Mayıs’ta Taksim hedefini, dar grup hesaplarıyla değil, kitlesel bir sınıf hareketi yaratmanın bir parçası olarak gören herkesi, bu hedef doğrultusunda birleşik mücadele için yan yana gelmeye çağırıyoruz.

Gücümüz Birliğimizden Gelir!

Otonom İşçi Birlikleri!